Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar ile yerel nüfus arasındaki sosyal mesafenin ve etkileşim biçimlerinin gözlemlenebileceği en belirgin göstergelerden biri kamusal alanın kullanım tarzlarıdır. Kamuoyunun şekillendiği bu mekanlar şehir meydanları ve parkların yanı sıra kafeler, kahvehaneler, sivil toplum kuruluşları, belediye meclisleri, kent konseyleri, dijital medya platformları ve belli bir topluluğun sürekliliğine sahip cami cemaatleri gibi alanları da kapsamaktadır. Dolayısıyla Suriyelilerin yerel toplum tarafından kabul edilme veya dışlanma biçimleri ile bu dışlanmaya karşı geliştirdikleri alternatif kamusal alan stratejileri, iki toplum arasındaki bir aradalık ve ayrışma dinamiklerine dair önemli göstergeler sunmaktadır. Bu çalışma, Suriyelilerin kamusal alandaki görünürlük, etkileşim ve temsil pratiklerini analiz ederek sosyal kabul ve dışlanma süreçlerinin mekânsal düzlemde nasıl tezahür ettiğini incelemektedir. Bununla birlikte söz konusu varlığın yalnızca fiziksel bir mekân paylaşımını değil sosyal mesafe, güç ilişkileri, kültürel müzakere ve yeni kentsel yaşam biçimlerinin oluşumuna uzanan çok katmanlı bir süreci ifade ettiği vurgulanmaktadır.
One of the most significant indicators through which the social distance and forms of interaction between Syrian refugees and the local population in Turkey can be observed is the way public spaces are used. These spaces—where public opinion is shaped—include not only city squares and parks but also cafés, coffeehouses, civil society organizations, municipal councils, city assemblies, digital media platforms, and even mosque congregations with stable community structures. Therefore, the ways in which Syrians are accepted or excluded by the local society, as well as the alternative public space strategies they develop in response to such exclusion, provide important insights into the dynamics of coexistence and segregation between the two communities. This study analyzes the visibility, interaction, and representation practices of Syrians in public spaces, examining how processes of social acceptance and exclusion manifest spatially. Furthermore, it emphasizes that this presence represents not only the sharing of physical spaces but also a multilayered process encompassing social distance, power relations, cultural negotiation, and the formation of new urban lifestyles.