






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Sosyologca, Yıl 2022 Sayı 23</title>
    <link>https://sosyologca.org/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2102</link>
    <description>Sosyologca</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&lt;b&gt;Doğu Kitabevi&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Adres: &lt;/b&gt;İslambey Caddesi, 102-104B Eyüpsultan-İstanbul&lt;br&gt;&lt;b&gt;Telefon:&lt;/b&gt; 0 212 527 29 26 &lt;br&gt;&lt;b&gt;web:&lt;/b&gt; www.dogukitabevi.com&lt;br&gt;&lt;b&gt;e-posta:&lt;/b&gt; bilgi@dogukitabevi.com</generator>
    <item>
      <title>AİDİYET TÜRÜ OLARAK KİMLİK, ETNİSİTE VE ULUSÇULUK KAVRAMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62738</guid>
      <author>Fethi NAS</author>
      <description>Aidiyet, kelime anlamıyla aynı veya benzer olmayı ifade eder. Bu nedenle, aynılık veya benzerliklerin belirgin olduğu durumlarda aidiyet kavramı ortaya çıkar. Bu durum her ne kadar basit gibi görünse de aslında pratikte daha karmaşıktır. Çünkü birey ve grupların benzer özellikleri oldukça çeşitlidir ve bu çeşitliliği tek bir ölçütten hareketle belirlemek oldukça zordur. Bu açıdan bakıldığında birey ve gruplarla ilgili yapılabilecek herhangi bir sınıflandırılma, bu sınıflandırmanın gerekçesini, koşullarını ve araçsal özelliklerini açıkça bilmeyi gerektirir. Bu nedenle, aidiyet kategorilerinin oluşumu, öznenin konumu ile güç ilişkileri arasındaki bağları betimleyen toplumsal gerçeklikle ilgilidir.&#13;
Bütün insanlar, hayata gözlerini açtığı andan itibaren tanınmalarını sağlayan ve kendilerine yönelik davranış ve tutumları belirleyen fizyolojik özelliklerle donatılmışlardır fakat bu özellikler tek başlarına toplumsal bir varlık olan insanın bütün bir aidiyetini belirlemez. Fizyolojik özelliklerin yanı sıra insanın yaşamını sürdürdüğü ve bağlamı belirleyen sosyal ve doğal çevrenin etkisiyle yeni aidiyet biçimlerine üye olma imkanlarına sahip olmaktadır. &#13;
Çalışmada birbirleriyle yakından ilişkili üç aidiyet türü olarak, kimlik, etnisite ve ulus kavramları üzerinde durulmaktadır. Bu kavramların oluşum süreçleri ve bir insan birlikteliği haline gelmelerini belirleyen etkenler ele alınmaktadır. Ayrıca bu kavramların sahip olduğu anlam dünyasının bağlama göre değişen içeriğinden bahsedilmektedir. Bu içeriğin sabit ve durağan olmadığı aksine son derece dinamik ve değişken olduğu vurgusu yapılmaktadır. Bundan dolayı kimlik, etnisite ve ulus kavramlarının zaman içinde ve özellikle günümüz dünyasında yeni biçimler almakta olduğuna ve bu yeni biçimlerin anlaşılmasının toplumsal yaşamda yaşanması muhtemel sorunların çözüme kavuşturulması konusunda faydalı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“İSLAM TARİHİNİN BATI ZİHNİYETİYLE DÖNEMLENDİRİLMESİ PROBLEMİ” ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62741</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62741</guid>
      <author>MERT AĞAOĞLU</author>
      <description>İslam Tarihinin Dönemlendirilmesi Problemi” adlı Mustafa Demirci tarafından kaleme alınan makale, Ortaçağ Tarihi için mühim bir alan olan İslam Tarihindeki dönemlere ayırma problematiği üzerinde durmaktadır. Yazarın söz konusu araştırmayı yazmaktaki maksadı, var olan tarih literatüründe yeni kuram ve mefhumlar imal edilmeden Batı zihniyetinin gözüyle çalışmalar yapılmasıdır. Bu sebepten dolayı İslam Tarihinde yeni bir dönemlendirme faaliyetinin gerçekleştirilmesinin lüzumlu olduğunu belirten yazar, daha evvel ortaya konulan dönemlendirmelerden de faydalanılarak yeni bir İslam Tarihi dönemlendirmesinin meydana getirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çalışma; adı geçen makalenin takdim, tahlil ve değerlendirmesinden meydana gelmektedir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜNÜMÜZ SOSYOLOJİSİ VE SANAT-EDEBİYAT TARTIŞMALARI: TOPLUMSAL DEĞİŞMENİN BELİRSİZLİĞİ VE ANTİ-KAHRAMAN İDEOLOJİSİ İLİŞKİSİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62788</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62788</guid>
      <author>Ertan EğribelYüksel Yıldırım  </author>
      <description>Küreselleşen dünyada değişim kavramına fazlasıyla atıf yapılmaktadır. Değişimin ve dönüşümün insan hayatını özgürleştirdiği vurgulanmaktadır. Özgürleşmek için adeta kendi iplerimizden kopmamız gerektiği düşünülmektedir. Fakat verili düzen içerisinde bunun ne kadar mümkün olduğu tartışmalıdır. Özgürleşme vaadinde bulunan yeni düzen anlayışı, özgürleşmenin önüne engeldir. Otoriter ve muhafazakâr olan sistem özgürlük vaadinde bulunurken, özgürlüğün gerçekleşmemesi için de demir yumruğunu hazır bulundurmaktadır. Bu çalışmada özgürlüğe vurgu yapan yeni düzenin özgürlük karşıtı tavırlarına eleştirel bir bakış sergilenecektir. Yeni düzenin, otoriter ve muhafazakâr tavrı incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÜNYA DÜZENİNİN MUTLAKLAŞMASI VE DIŞLANMA: ANTİCİ TOPLUMSALLAŞMA VE LÜMPEN ANTİ KAHRAMAN KİMLİĞİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62802</guid>
      <author>Ertan Eğribel</author>
      <description>Toplumsallaşmanın ortadan kalktığı bir dönem görülmektedir. Batı, kendi üstünlüğünü koruyabilmek amacıyla toplumun ve toplumsallaşmanın önünü kesmek istemektedir. Toplumun temel unsurları olan sınıfın ve statünün ortadan kalktığını söylemektedir. Özgürlük vaadiyle kalabalıklara anti toplumsallaşmayı örnek göstermektedir. Kalabalıkların toplum olmaktan uzaklaşarak kendilerini eritmelerini talep etmektedir. Toplumun gücünü kırarak her türlü etkiye açık bireyci bir zihniyeti empoze etmek istemektedir. Bu çalışmada, toplumu yok etme amacı güden lümpen anti kahraman kimliği ve anti toplumsallaşma incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHİ ÖZNENİN KAYBOLMASI VE ANTİ KAHRAMAN İDEOLOJİSİ: BÖN, ÇAKAL VE POPÜLİST OTORİTER KİŞİLİK TİPLERİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62789</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62789</guid>
      <author>Ertan Eğribel</author>
      <description>Günümüz dünyası bireyin toplumdan uzaklaşması yönünde atılımlarda bulunmaktadır. Bireyin, toplumdan koparak tek başına ve yalnız kalması adına uğraşmaktadır. Bunu da anti-kahramanlar aracılığıyla pekiştirmektedir. Sunulan anti-kahramanlar toplumdan uzak ve kopuktur. Bireyin, bu sayede toplumdan koparak toplumsal eşitsizliği görmezden gelmesi amaçlanmaktadır. Toplumdaki eşitsizlikler, toplum kavramı ortadan kaldırılarak göz ardı edilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada toplumsal eşitsizliklere, anti kahramanlar aracılığıyla eleştirel bir bakış sergilenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İRAN’DA “KADIN SORUNSALI”NI BİR SPOR FİLMİ ÜZERİNDEN OKUMAK: “OFF SIDE”</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62542</guid>
      <author>Mert Kerem Zelyurt</author>
      <description>Bu çalışmada, İran’da kadın ve futbol ilişkisini merkeze alan “Off Side” filmi üzerine çözümleme yapılmıştır.  İran’da cinsiyet eşitsizliği, kadınların bir kamusal alan türü olarak stadyumdaki temsili ve statüsü filmin çeşitli sahnelerine yansıyan toplumsal olgulardan hareketle incelenmiştir. Yönetmen Cafer Penahi’nin kimi filmlerinde olduğu gibi, bu filmde de kadınların kısıtlı hakları ve ikincil konumu sorunsallaştırılmıştır.  İslam devrimi sonrası kadınların stadyumda maç izlemeleri yasak olmasına rağmen,  Azadi Stadyumu’nda oynanacak İran-Bahreyn maçına erkek kılığında kaçak girip gözaltına alınan altı genç kızın yaşadığı sosyal sorunlar egemendir filmin sahnelerinde.  Kızların stadyumda gözetimde tutulduğu dar alan; İran’da kadının kamusal konumunu ve darlaşmış yaşamını yansıtan bir kapatılma ve cezaevi metaforudur. "Abi, baba, koca" üçlemesine dayalı söylem filmin sahnelerindeki leitmotiftir. Tutukluluk alanı, stadyum tuvaleti ve genç kızları götüren resmi araç üzerinden siyasal otoritenin ve geleneksel toplum düzeninin ataerkil zihniyeti tartışılır.  Erkeklerin de İran’daki cinsiyetçi iktidar ilişkilerinin ve geleneksel otoritenin mağduru olduğu tezi, genç askerlerin davranış biçimleri üzerinden işlenir. Toplumdaki çelişkileri ve cinsiyetçi bölünmeleri yansıtan bir kitlesel faaliyet olarak futbol; aynı zamanda direniş, eğlence ve sosyal bütünleşme alanıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAÇMANIN İKTİDARI: EKRANLARLA SINIRLI KALMIYOR, HAYATLARIMIZ DA DÖNÜŞÜYOR</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62825</guid>
      <author>Adem Sağır</author>
      <description>Bu çalışmada Ahmet Talimciler’in “Saçmanın İktidarı isimli kitabı ele alınmaktadır. Türkiye’nin yakın gündemini kayıt altına alma niteliğinde bir eser olan kitap, toplumsal olayları sosyolojik bilgiyle bütünleşerek aktarması bakımından dikkate değerdir. Medyanın dönüştürdüğü ve toplumsal alanın da buna eşlik ettiği bir gündelik hayatı anlatan çalışmanın, şimdiki okurlara ve gelecekteki potansiyel okuyuculara tanıtılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÜĞÜNLERDE MEN’İ İSRÂFAT KANUNU (1920) İLE İLGİLİ ÇORUM VALİLİĞİ’NİN 1927 TARİHLİ TALİMATNAME’Sİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62607</guid>
      <author>Dursun Ayan</author>
      <description>Türk aile tarihinde farklı yasal düzenlemeler yapıldığı bilinmektedir. Bu düzenlemeler aile ve hukuk tarihi açısından önemli olduğu kadar maliye ve siyaset tarihi açısından da önemlidir.&lt;em&gt; Düğünlerde Men’i İsrâfat Kanunu&lt;/em&gt; ve ilgili talimatnameler de bu bakımından dikkat çekmektedir. Burada kısa bir giriş ve açıklama ile bu kanun metni ve bununla ilgili Çorum Valiliği’nin yayınladığı &lt;em&gt;Talimatname&lt;/em&gt; metni Latin harflerine aktarılarak verilecektir. Bu nedenle bu yazı, birkaç küçük yorum içirse de bir makale değil iki kısa metin içeren bir belge tanıtımıdır.&#13;
&lt;em&gt;Düğünlerde Men’i İsrâfat Kanunu&lt;/em&gt; 25 Teşrinisani 1336 [25 Kasım 1920] tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmüş ve 28 Mart 1921 tarihinde &lt;em&gt;Ceride-i Resmiye&lt;/em&gt;’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile ilgili Çorum Valiliği Kânunusani 927 [Ocak 1927] tarihli bir &lt;em&gt;Talimatname&lt;/em&gt; çıkartmıştır (&lt;em&gt;Talimatname&lt;/em&gt; 1927). &lt;em&gt;Düğünlerde Men’i İsrâfat Kanunu&lt;/em&gt;’nun Anayasa Mahkemesi kararı ile 20 Eylül 1966'da kaldırılmasıyla bu &lt;em&gt;Talimatname&lt;/em&gt;’nin de hükmü kalmamıştır.&#13;
Düğün masraflarının fazlalığı gençlerin evlenmesine ve nüfus artışına engel olacağı gerekçe gösterilerek bu kanun hazırlanmıştır. Bu nedenle söz konusu kanun erken dönemi Türkiye Cumhuriyeti sosyal politikaları açısından da dikkat çekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞAN ERGUN’UN GELİŞTİRDİĞİ BİLİMSEL YÖNTEM ÜZERİNE  DEĞERLENDİRMELER</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62548</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62548</guid>
      <author>Berat Dağ</author>
      <description>Doğan Ergun, Türk düşüncesinde yerli ve özgün bir diyalektik yöntemin geliştirilmesi noktasında uzun süreli derinlikli ve bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koyarak önemli bir düşünsel konum inşa etmiştir. Doğan Ergun’un inşa ettiği düşünsel konum, bu yerli ve özgün yönteme dayanarak geliştirdiği tarihsel ve toplumsal tahlillerle tamamlanmaktadır. Bu bağlamda Doğan Ergun’a göre, Doğu medeni kültürünün özgün bir örneği olarak Türkiye’nin süreklilik arz eden, çok yönlü ve karmaşık etkileşimlerin sonucunda oluşan tarihselliğine bağlı olarak özerk birey ve kamu iktisadı/devletçilik bütünlüğüne dayalı bir toplumsal yapı ve ilişkileri olduğu ifade edilebilir. Dolayısıyla Ergun için Türk toplumunun içinde bulunduğu Batılılaşma sürecine binaen gelişen bütünlüklü yabancılaşmaya karşı ele alınan bu özgün tarihsel ve toplumsal temelin üzerinde durulması gerekmektedir. Bu çalışma, Doğan Ergun’un sathi bir şekilde nitelenen bu düşünsel konumunu karşılaştırmalı bir biçimde değerlendirerek bu konumun Batı’da ve Türkiye’de gelişen düşünce dünyasındaki yerini tartışmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1917 BOLŞEVİK DEVRİMİ SONRASINDA İSTANBUL’A GÖÇ EDEN BEYAZ RUSLARIN EĞLENCE KÜLTÜRÜNE ETKİLERİ:  MAKSİM GAZİNOSU </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62823</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62823</guid>
      <author>Damla Altuncu</author>
      <description>1917 yılında Rusya’da ideolojik olarak sosyal yapıdaki ekonomik temelli adaletsizliğe karşı, Lenin liderliğinde Ekim Devrimi, Rus Devrimi ve/veya Büyük Ekim Sosyalist Devrimi olarak adlandırılan siyasi bir değişim yaşanmıştır. Çok çeşitli isimler verilen ‘Bolşevik Devrimi’ sonucunda devrim karşıtı olan aristokrat kökenli pek çok ‘Beyaz Rus’, Rusya’dan İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştır. Bu zorunlu göç, 1919-1921 yılları arasında en yoğun dönemini yaşamıştır. Bu dönemde 150.000 üzerinde Beyaz Rus sığınmacı, öncelikle işgal altındaki İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlere yerleştirilmiştir. Yerleştirildikleri yerlere sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan yenilikler getiren Beyaz Rusların neden olduğu bu toplumsal hareketliliğin, Modern Türkiye’nin kurulmasından önce Türkiye’nin sosyal ve kültürel bakımdan batılılaşmasında önemli etkileri olmuştur. İstanbul’daki gündelik yaşamın sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarına farklı alanlarda katkıları olduğu bilinen Beyaz Rusların, Osmanlı toplumunda bıraktıkları somut etkileri döneme ait çeşitli belgeler üzerinden okumak mümkündür. Bu nedenle çalışmada; Bolşevik Devrimi’nden kaçan Beyaz Rusların, İstanbul’un eğlence kültürüne etkilerinin Osmanlı’nın batılılaşma faaliyetleri ekseninde ‘Maksim Gazinosu’ özelinde incelenmesi konu olarak seçilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yönteminin tercih edildiği çalışmada, Bolşevik Devrimi sonrasında İstanbul’a gelen Rus göçmenlerden biri olan siyahi asıllı Frederick Bruce Thomas’ın (Fyodor Fyodorovich Tomas) Taksim’de yer alan Maksim Gazinosu’nu kurma süreci, durum çalışmasının bir türü olan tarihsel örgütleme yöntemi ile araştırılmıştır. Çalışmada belge tarama yöntemi, veri toplama aracı olarak monografik örneklemede tercih edilmiştir. Bu tercih doğrultusunda döneme ait görseller ve belgeler çeşitli internet temelli veri tabanları taranarak elde edilmeye çalışılmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OTORİTE, TAHAKKÜM VE KÖTÜLÜK</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62827</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62827</guid>
      <author>İshak Koç</author>
      <description>Kötülük her zaman var olmuştur. Kötülük insanın iç dünyasında hazır halde vardır. Ancak kültürel öğeler sayesinde bu kötülük bastırılabilmiştir. Asıl önemli olan ise otorite altında işlenen kötülüktür. Tahakküme yol açan kötülüktür. Kötülük, tahakküm ile birlikte devamlılık arz eder. Otorite boşluğundan ve otoriteden faydalanarak kendi mevcudiyetini sürdürür. Bu kötülük tipinin açıklanmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Bu çalışmada bu konu üzerinde durulmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYOLOJİDE TOPLUMSAL DEĞER VE NORM KAVRAMLARINA  YENİDEN BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63208</guid>
      <author>Ufuk Özcan</author>
      <description>İnanç, etik ve estetik kavramları ile birlikte toplumsal değer ve gelenekler yaklaşık iki bin beş yüz yıldır felsefenin özel bir alanı olarak aksiyolojinin konusu olagelmiştir. Felsefenin bir dalı olan aksiyoloji değerin ölçüsüne dair bir sorgulamadır. Aksiyoloji alanında sistematik görüşler geliştiren filozoflar daha çok etik ve estetik değerlere odaklanmışlar ve bu uğraştan birbiriyle ilişkili iki felsefe alt dalı gelişmiştir. Sosyolojinin 19. yüzyılda bağımsız bir disiplin olarak doğuşu ve gelişimi sırasında felsefe ve metafizikten kopma girişimlerine rağmen bu konular kurucu sosyologlar tarafından da göz ardı edilmemiştir. Toplumsal değer ve normlar klasik sosyolojinin kurucuları arasında önemli bir tartışma ve araştırma konusudur. Özellikle din, etik, ahlak eğitimi, değer ve normların toplum yaşamındaki rolü, değer yitimi, kuralsızlık ve normdan sapma (suç) davranışı gibi konular başta Durkheim olmak üzere Weber, Töennies gibi sosyologların özel ilgisi dahilinde olmuştur. Toplum hayatında vazgeçilmez bir yer işgal eden değer ve normların modernleşme sürecinin hızlı dönüşümleri karşısında sarsılması ve erozyona uğraması birçok sosyal bilimciyi geleneksel ve modern değer ve normlar üzerinde kıyaslamalı olarak düşünmeye sevk etmiştir. Bu çalışmada toplumsal değer ve norm kavramları belli başlı sosyolojik kuramlar ve çağın yeni gelişmeleri ekseninde belirli yönleriyle ele alınmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN ÖNCESİ ANTİ KAHRAMAN TİPLERİ:  HASAN SABBAH VE DON KİŞOT </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63275</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63275</guid>
      <author>Yüksel Yıldırım</author>
      <description>Edebiyatın bir ürünü olarak ortaya konan anti-kahraman kavramı sosyolojik bir gerçeklik olarak da ele alınmaktadır. Bu çalışmada önce kahraman ve anti-kahraman kavramlarının çerçevesi çizildikten sonra bu kavramların Batı tarihindeki görüntüleri kısaca anlatılmış ve anti-kahraman karakterinin postmodern dönemdeki anlamı ortaya konmuştur. Toplumu dönüştürücü tip olarak kahraman, dönüşümle olan çelişkisi bağlamında da anti-kahraman kavramı tanımlanmıştır. Kahraman kavramının öncelikle antik, daha sonra feodal dönemdeki görüntüleri örneklendirildikten sonra Yeni Çağ ve sonrası ilişkiler çerçevesindeki yansıması anlatılmış, ardından postmodern dönemle anti-kahramanın ilişkisi aşılamayan ve dönüşüme kapalı bir düzen içinde, bu düzene karşı tavrı ile ortaya konmuştur. Sonraki bölümde makalenin ana temasını oluşturan Hasan Sabbah ve Don Kişot, anti-kahraman tipi bağlamında analiz edilmeye çalışılmıştır. Hasan Sabbah’ın İran siyaseti ve geleneği ile ilişkisi ve mevcut düzene karşı tavrı, Don Kişot’un ise aşılmış bir düzenin savunuculuğu vurgulanarak anti-kahraman kavramı altında analizi yapılmaya çalışılmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORHAN PAMUK ROMANLARINDA İSTANBUL VE DOĞU-BATI SORUNU</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62799</guid>
      <author>Nur Balcıoğlu</author>
      <description>Türk edebiyatında roman Batılılaşma ile ortaya çıkmıştır. Toplum bilimlerinin merkezinde olan bu konu çalışma içerisinde romanlar aracılığıyla incelenmektedir. Tarihsel süreçlere bağlı olarak yaşanan siyasi, sosyal ve kültürel dönüşümler sanatçıların meseleye olan bakışını değiştirmektedir. Her yazarın kendi yazınsal ve düşünsel ilkelerine göre bu durum farklılık göstermektedir. Günümüzde bu farkın önemli temsilcilerinden biri Orhan Pamuk’tur. Orhan Pamuk’un postmodern anlayışla kaleme aldığı bazı romanlarında Doğu-Batı sorununa yaklaşımının esası biçimlendirilmektedir. Pamuk’un yazın hayatında kendi yaşamından yola çıkarak eserlerinde İstanbul’a verdiği değere yapılan vurgu, İstanbul’un romancılığında çok önemli olduğunu açıklama çabasına kaynaklık etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUDAĞ SÖZLÜK ÜZERİNDEN YENİ NORMALİN TOPLUMSAL İNŞASINI YARATMADA NETFLİX’TE LGBTQ HİKAYELERİ KATEGORİSİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62699</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62699</guid>
      <author>Tuğçe Nur ÇelikYıldız Çelik  </author>
      <description>En çok kullanılan dijital izleme platformu olan Netflix, içerisinde post modern toplum özelliklerinin çeşitliliğini barındırmakta ve bu çeşitliliği adeta koruma rolünü üstlenmiş bir platform olarak karşımıza çıkmaktadır. Üye sayısını her geçen gün artıran Netflix’in son güncellemelerine bakıldığında toplumda dezavantajlı kesim olarak adlandırılan (LGBT bireyleri, Suçlular vb.) kesimlere hitap ettiği ve bu kesimleri öne çıkardıkları görülmektedir. Netflix bu konuda son adımı olarak “LGBTQ Hikayeleri” adı altında film ve dizi koleksiyonu açarak, LGBT hareketlerinden bağımsız olarak kendi kapitalist çıkarlarını koruduğu ve hitap ettiği tüm toplumlara yeni normalleri kabul ettirmeyi hedeflediği görülmektedir. Bu çalışmada Netflix platformunda LGBT içeriklerinin LGBTQ adı altında kategorileştirilmesinin heteroseksüel toplum üzerindeki etkisi incelenmiş, bunu yaparken de dijital bir platform olan Uludağ Sözlük yazarlarının Netflix’teki LGBTQ içeriklerine verdiği tepki kategorileştirilerek Söylem Analizi ile ortaya konmuştur. Bu kategoriler sırasıyla, “LGBT söylemlerini normal karşılayanlar”, “LGBT söylemlerini aşırı bulanlar” ve “tarafsızlar” olarak ayrılmıştır. Bu kategorilerden elde edilen veriler ise şu şekildedir; “LGBT söylemlerini normal karşılayanlar” %20, “LGBT söylemlerini aşırı bulanlar” %47 ve “tarafsızlar” ise %33’lük kısmı oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980/90 SONRASI İSTANBUL BEYOĞLU’NUN YAMA KİMLİĞİ: DEVLET VE TOPLUM KRİZİNE BAĞLI DEĞERSİZLEŞME VE TEMSİL SORUNU </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63228</guid>
      <author>Ertan EğribelMeryem Demir  </author>
      <description>Dünya özellikle 1980’li yıllardan itibaren hızlı bir değişim süreci içerisine girmiştir. Günümüz dünya durumunun temelleri 1980’li yıllarda atılmıştır. Küreselleşme ve modern sonrası dönemde şehirlerin önemi ön plana çıkmıştır. Değişimin kuvveti, yönü ve itici gücü şehirlerde ortaya çıkmıştır. Şehirlerin ön plana çıktığı bu dönemde İstanbul ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Krizlerin görüldüğü ve isteklerin dile getirildiği mecra İstanbul sokakları olmuştur. Bu çalışmada İstanbul’un Beyoğlu semtindeki değişim ve dönüşüm süreçlerine değinilecektir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


