






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Sosyologca, Yıl 2025 Sayı 29</title>
    <link>https://sosyologca.org/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3335</link>
    <description>Sosyologca</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    <generator>&lt;b&gt;Doğu Kitabevi&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Adres: &lt;/b&gt;İslambey Caddesi, 102-104B Eyüpsultan-İstanbul&lt;br&gt;&lt;b&gt;Telefon:&lt;/b&gt; 0 212 527 29 26 &lt;br&gt;&lt;b&gt;web:&lt;/b&gt; www.dogukitabevi.com&lt;br&gt;&lt;b&gt;e-posta:&lt;/b&gt; bilgi@dogukitabevi.com</generator>
    <item>
      <title>ABD-TÜRKİYE KARŞITLIĞI: TARİHTE DOĞU-BATI ÇATIŞMASI VE YENİ DÜNYA-ESKİ DÜNYA AYRIMI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82952</guid>
      <author>Ertan Eğribel  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu çalışma, ABD-Türkiye ilişkilerinde gözlenen güncel çatışmaları tarihsel bir bağlamda değerlendirmektedir. Doğu-Batı ayrımının günümüzdeki tezahürü olarak, Eski Dünya-Yeni Dünya gerilimi çerçevesinde ABD’nin küresel hegemonya arayışı ile Türkiye’nin tarihsel kimliği ve rolü arasında yaşanan çelişkilere odaklanmaktadır. Sosyolojik yaklaşımların günümüz çatışmalarını açıklamada yetersiz kaldığı vurgulanmakta; tarihsel birikimin, toplumsal değişmenin ve uygarlık mücadelelerinin göz ardı edilmesinin mevcut krizleri derinleştirdiği ileri sürülmektedir. Makale, özellikle Osmanlı’nın dünya siyasetine etkisi ve İstanbul’un fethinin tarihi dönüşüm gücünü merkeze alarak, günümüz jeopolitik sorunlarının kökenini sorgulamakta, Batı modernleşmesinin evrensellik iddialarını eleştirmektedir. Amerika’nın keşfi ve Yeni Dünya’nın oluşumu, Batı'nın Doğu karşısındaki konumunu yeniden tanımlarken, Türkiye’nin bu denklemdeki yeri makalenin temel sorgulama eksenidir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;" align="left"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BATI’DAN KOPUŞ, DOĞU İLE YAKINLAŞMA:  RUS JEOPOLİTİĞİNİN YENİ TEORİK KODLARI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82951</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82951</guid>
      <author>Arif Akbaş </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Avrasya Kalpgahı’nda [Heartland] bulunan Rusya, Doğu-Batı arasında her daim jeopolitik bir salınım yapmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu makale, Rusya’nın güncel jeopolitik yönelimini sosyolojik bir perspektiften inceleyerek, Batı ile olan tarihsel kopuşunun ve Doğu ile kurduğu stratejik yakınlaşmanın kuramsal temellerini analiz etmektedir. Çalışmada, nitel betimleyici yöntem esas alınarak Baykan Sezer’in “Doğu-Batı çatışması” kuramı merkeze alınmış; Rusya’nın Avrasyacı jeopolitik kodları, tarihsel birikim ve kültürel kimlik üzerinden değerlendirilmiştir. Ukrayna krizi sonrası hız kazanan Batı karşıtı söylem ve Doğu’ya yöneliş stratejisi, yalnızca dış politika tercihi olarak değil, aynı zamanda medeniyetler arası konumlanmanın yeniden inşası bağlamında ele alınmaktadır. Bu bağlamda, Rusya’nın jeopolitik paradigması, Batı merkezli modernleşme modeline karşı kültürel-siyasi bir alternatif oluşturma çabasıyla okunmaktadır. Araştırma, küresel güç dengelerinde yaşanan değişimlerin sosyolojik arka planını anlamaya katkı sunmayı hedeflemektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET’İN KURULUŞUNDAN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU EKSENLİ DIŞ POLİTİKA EĞİLİMLERİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82948</guid>
      <author>Hacı Bayram Kaçmazoğlu </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar geçen zaman diliminde Türkiye’nin Orta Doğu’da izlediği dış politikalar üzerinde durmaktadır. Makalede Türkiye’nin Orta Doğu politikasını üç döneme ayrılarak incelenmektedir. Birinci dönem 1919-1945, ikinci dönem 1945-1990 ve üçüncü dönem 1990’dan 2025 yılına kadar geçen süreyi içermektedir. Yüz yılı aşkın bu süre içerisinde Türkiye’nin Orta Doğu’da iki temel politika izlendiği görülmektedir. Bunlardan birincisi, 1919-1945 dönemi içermekte olup, başkalarının içişlerine, iç çatışmalarına karışmama ilkesine dayalıdır. 1945-2025 dönemini kapsayan ikinci dış politika eğilimi ise Batı’nın bölgedeki çıkarlarının savunusu adına rol üstlenme anlayışını içermektedir. Birinci döneme “yurtta barış, dünyada barış” ilkesi, ikinci döneme Orta Doğu’da Batı çıkarları adına çeşitli organizasyonlarda rol üstlenme anlayışı egemendir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SURİYE’DE DEVLET VE TOPLUM:  GEÇMİŞ, BUGÜN, GELECEK</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82417</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82417</guid>
      <author>Yücel KaradaşEbru Pelit Güngör   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;Suriye’de 1940’lerde oluşmaya başlayan devletin zamanın evrensel eğilimlerinden etkilendiği gibi toplumun kendine özgü dinamikleri bağlamında şekillendiği söylenebilir. Bazı tarihsel sebeplerle yönetici sınıfın zayıflığı, Arap kültüründen ilham ve destek alan bedevi aşiretlerin yoğun varlığı, dini ve etnik bölünme ile otonom şehirlerin bulunması ile&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;Fransız manda yönetimin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;etkisi, devlet oluşumu belirleyen içsel faktörler olmuştur. İsrail karşıtlığı ve Sovyet Rusya&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black;"&gt;taraftarlığı, bu devlet oluşumunun dış parametrelerini oluşturur. 2011’deki İsyan hareketine kadar Baas Partisi bazen denge kurarak bazen de baskı yoluyla içsel merkezkaç değişkenlerin üzerinde bir devlet oluşturma sürecine girmiştir. Bu süreçte uluslararası diplomaside Çin, İran ve Rusya ile yakın ilişkiler kurulmuş olsa da hem bu ülkelerle hem de Arap ülkeleriyle dengeli bir ilişki devam etmiştir. İsyan sonrasında devlet alt yapısının, ekonominin, bürokrasinin çökmesi, şehirlerin yıkılmasıyla devletin kendini yenileme kapasitesi de ortadan kalmış; bu süreç sonrasında Rusya ve İran’dan gelen yardımlara bağlı olarak bu ülkelerin bir müstemlekesi haline gelmiştir. Aralık 2024 sonrasında ülke içi merkezkaç kuvvetlerin gücü, yurtdışına yaşanan göç nedeniyle ülkenin tenhalaşması ve nitelikli işgücünün bir kısmını kaybetmesi ile uluslararası dengeler yeni devlet oluşumunu zorlaştıran faktörlerdir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTADOĞU ARAŞTIRMALARININ BAŞLANGICI VE İLK KURUMSALLAŞMA ÇABALARI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82868</guid>
      <author>Kübra Yücel Yönlü  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu metinde bugün modern dönem alan çalışmalarından biri olan Ortadoğu Çalışmalarının kökenlerine değinilmiş, Ortadoğu araştırmalarının başlangıcı ve ilk kurumsallaşma çabaları belli bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Modern anlamda Ortadoğu çalışmalarının başlangıcı için Batı’nın Doğu’ya yönelik entelektüel, siyasi ve kültürel ilgisinin yoğunlaştığı dönem ve sonrasında ortaya çıkan Oryantalist çalışmalar gösterilmektedir. 20. Yüzyılın başında bölgenin ilk kez “Ortadoğu” olarak tanımlanması ile birlikte bölgeye olan ilgi daha çok siyasetin ve uluslararası ilişkilerin konusu olmuştur. Metinde öncelikle Ortadoğu’ya yönelik bu ilk ilgi ele alınmakta, bu ilginin bir sonucu olarak ortaya çıkan coğrafya, tarih ve dil odaklı çalışmalar ve kurumlar ile bu ilginin zaman içinde farklı alanlar yönelmesi ve ilk kurumsallaşma çabalarına kısaca yer verilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK TOPLUM TARİHİ, TÜRKÇÜLÜK VE SOSYOLOJİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82949</guid>
      <author>Baykan Sezer  ,  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu metin, Türk toplum tarihi, Türkçülük ve sosyoloji arasındaki ilişkiyi Osmanlı’nın Batılılaşma süreci, Doğu-Batı çatışması ve Rusya Türklerinin milliyetçilik hareketleri üzerinden incelemektedir. Osmanlı’nın Batıcılaşma çabalarının düşünce düzeyinde başladığına, ancak toplumsal dönüşümün sınırlı kaldığına dikkat çekilir. XIX. yüzyılda "Doğu Sorunu"nun bir Türk sorunu olarak ele alınması ve Batı’nın Osmanlı üzerindeki etkisi, Türk kimliğinin dönüşümüne yol açmıştır. Rusya’dan gelen Türk aydınlarının Türkiye’deki milliyetçilik akımlarına etkisi vurgulanmaktadır. Orta Asya Türklerinin tarihsel rolü ve Osmanlı ile ilişkileri, İpek Yolu’nun önemi üzerinden tartışılır. Makalede ayrıca, Osmanlı’daki siyasi akımlar (İslamcılık, Türkçülük) ve modernist İslamcıların Batı değerleriyle uzlaşma çabaları ele alınır. Sonuç olarak, Türk toplumunun kimlik arayışının hem Doğu-Batı geriliminden hem de iç siyasi dinamiklerden şekillendiği savunulur.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;" align="left"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DURKHEİM VE GÖKALP’TE SOLİDARİZM SAVUNUSU VE SOSYALİZM ELEŞTİRİSİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82950</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82950</guid>
      <author>Ufuk Özcan  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu makale, Emile Durkheim ve Ziya Gökalp’in solidarizm (dayanışmacılık) anlayışlarını karşılaştırmalı bir perspektiften inceleyerek, her iki düşünürün sosyalizme yönelik eleştirilerini sosyolojik bağlamda tartışmaktadır. Solidarizm, hem bireyci liberal kapitalizme hem de kolektivist sosyalizme alternatif bir toplumsal düzen önerisi olarak, ahlaki ilkeler, meslek etiği ve kamu yararını önceleyen yapısıyla dikkat çeker. Durkheim, toplumsal patolojilere çözüm olarak mesleki birlikleri ve laik eğitimi ön plana çıkarırken, Gökalp bu kavramları milliyetçi ve korporatist bir çerçevede yeniden kurgulamıştır. Makale, iki düşünürün solidarizmi ele alış biçimlerini, tarihsel bağlamları ve ideolojik yönelimleri doğrultusunda değerlendirirken, aynı zamanda Gökalp’in solidarizminin erken Cumhuriyet dönemindeki yansımalarına da ışık tutmaktadır. Sosyolojik metodoloji açısından Durkheim ve Gökalp’in kavramsal tercihleri politik yönleri itibariyle eleştirel bir bakışla analiz edilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NİYAZİ BERKES'İN ZİYA GÖKALP ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82168</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82168</guid>
      <author>Süleyman Âşık   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-ansi-language: TR;"&gt;Türkiye’de sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen ve kendisinden sonraki dönemi etkileyen bir düşünür olan Ziya Gökalp farklı bakış açılarıyla birçok araştırmacı tarafından değerlendirilmiş, sosyoloji bilimi ve tarihî önemi üzerine &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;hakkında pek çok çalışma yapılmıştır. Kendisini salt bir düşünce akımına teslim etmeyen yönü ile pek çok çağdaşından ayrılan Ziya Gökalp ile ilgili Türkiye’nin ilk sosyal bilimcilerinden ve en önemli sosyologlarından olan ve aynı zamanda Ziya Gökalp’ten de etkilenen Niyazi Berkes de değerlendirmelerde bulunmuştur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmada, Niyazi Berkes’in, Ziya Gökalp’i &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR;"&gt;milliyetçilik ile hars (kültür) ve medeniyet yaklaşımları üzerinden değerlendirişi incelenecektir. Çalışmanın ana kaynakları Berkes’in Ziya Gökalp ile ilgili kaleme aldığı Türkçe ve İngilizce eserleridir. Bunun yanı sıra, Ziya Gökalp ile ilgili yapılan çalışmalardan da yararlanılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMAT FERMANININ OLUŞUM SÜRECİNDE MECLİS-İ VÂLÂ-YI AHKÂM-I ADLİYE’NİN ROLÜ VE BU SÜREÇTE MECLİS İŞLEYİŞİNİN DÜZENLENMESİ (1838-1840)</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82144</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82144</guid>
      <author>Demet Karasu   </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Osmanlı Devleti’nde son zamanlarda Divân-ı Hümâyûn’un, sonrasında da Meşveret Meclisi’nin önemini yitirmesi ile Sultan II. Mahmud, idarî anlamda bir boşluğu doldurabilmek ve hedeflediği reformları gerçekleştirecek bir mekanizmaya duyulan ihtiyaçtan dolayı Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’yi ihdas etti. Osmanlı’nın hem batılılaşma hem de demokratikleşme sürecinin önemli mihenk taşlarından biri ve Tanzimat devrinin en mühim organı olması ayrıca günümüz demokratik meclislerinin de temelini oluşturması açısından, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye önem arz etmektedir. Başlangıçta bir danışma meclisi olarak kurulan Meclis-i Vâlâ, Tanzimat’ın ilanının hemen akabinde aldığı vazifeler ile adından çokça söz ettiren önemli bir kurum haline gelmiştir. Mecliste, kuruluş itibariyle bazı problemler ile karşılaşılmıştır. Ancak, Mustafa Reşid Paşa ve Mehmed Emin Rauf Paşa tarafından hazırlanan hayli demokratik bir içtüzük ile bu sorunlar birer birer aşılmıştır. Meclis-i Vâlâ’nın toplantı usulleri ile özgür ve demokratik çalışma prensipleri, meclisin kendinden sonraki döneme örnek teşkil etmiştir. Hazırlanan iç tüzük, günümüz meclislerinin işleyişlerinin temeli olmuş, bazı kurallar hiç değişmeden halen kullanılmaya devam etmektedir. İş bu çalışmada; Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin ne amaçla kurulduğu, kuruluş aşaması, devletin anayasallaşma sürecine geçişte önemli adımlardan biri olan Tanzimat Fermanı’na olan etkisi ve dahi fermanın meclisin işleyişine ve aktifleşmesine olan rolü üzerinde durulacaktır. Bu bilgiler, arşiv belgeleri gibi önemli ana kaynaklar ışığında ele alınarak, açıklanacak ve yorumlanacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI BATILILAŞMASI VE REVAL ANLAŞMASI ÇELİŞKİSİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82850</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82850</guid>
      <author>Devrim Vardar  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, Reval Anlaşması bağlamında Osmanlı İmparatorluğu’nun uluslararası güç dengeleri içinde nasıl konumlandırıldığını ve bu sürecin Osmanlı’nın modernleşme ve Batılılaşma stratejileriyle nasıl çeliştiğini analiz etmektedir. Özellikle II. Abdülhamit dönemi politikalarının merkezde olduğu bu değerlendirme, Osmanlı'nın iç reform çabalarının dış müdahalelerle nasıl şekillendiğini ve sonuçta Batılı güçlerin Osmanlı’yı yalnızca toprak değil, güç ve işlevsellik düzeyinde de nasıl tasfiye ettiğini göstermektedir. Reval Anlaşması, yalnızca bir diplomatik zirve değil, aynı zamanda Osmanlı’nın siyasal tasfiyesinin son aşamasına geçildiğini gösteren sembolik bir eşik olarak ele alınmıştır. Makale, Batılı güçler arasındaki dengeleri, Pan-stratejilerin çatışmasını, Almanya'nın ve Rusya'nın Osmanlı üzerindeki politikalarını ve nihayetinde Üçlü Antant'ın şekillenmesini geniş bir tarihsel ve sosyolojik çerçevede değerlendirir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ARTAN KRİZLER DÜNYAYI NEREYE GÖTÜRÜYOR?</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82575</guid>
      <author>Fahri Atasoy  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 12.0pt 0cm 8.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Küreselleşmenin ekonomik, siyasi, kültürel boyutlarıyla ilgili somut veriler bulmak mümkün olduğuna göre bilimin konusu yapılabilir. Teknolojideki hızlı yenilenme toplumları derinden etkilemiş ve küreselleşme adı verilen bir süreci doğurmuş görünmektedir. Siyasal alandaki dünya devletleri arasındaki ilişkilerin değişmesi de küreselleşmeyi etkileyen önemli gelişmeler arasındadır. Değişimlerin hepsi her zaman olumlu değildir. Toplumsal yapılarda ve toplumlar arası ilişkilerde bazı sıkıntılara ve krizlere de yol açmaktadır. Bu olumsuzluklar sebebiyle bir sürecin hemen sona ereceğine hükmetmek mümkün olmakla birlikte kolaycılık olarak yorumlanabilir. Bu makalede küreselleşme sürecinde ortaya çıkan önemli krizler ortaya konarak sürecin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Tarihsel süreçler hiçbir zaman düz çizgisel bir zeminde ilerlemez. Küreselleşme döneminde tek süper güç olarak öne çıkan ABD dahil bütün köklü milletler yeni dönemde oyunun parçası olmaya devam etmektedir. Bunların bazıları tarihsel, siyasi, jeopolitik, demografik, ekonomik, teknolojik bazı faktörlerin etkisiyle daha da güçlenmektedir. Yeni oyunlar ve yeni oyuncularla tarih devam etmektedir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞME, GÖÇ ve GÜVENLİK </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82142</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82142</guid>
      <author>Nebiye Konuk KandemirHalil Çekcen    ,Hande Yüce   ,Serkan San   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 14.2pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Küreselleşme, kavramsal olarak geniş bir spektrumda ele alınan bir olgudur. Teorik çerçevede, ekonomik boyutuyla öne çıkan bu kavram, aynı zamanda sosyal, kültürel ve politik etkilerle de ilişkilidir. 1970’ler sonrası dönemde küreselleşme, dünya genelinde büyük bir dönüşüm sürecine işaret etmiş ve bu süreçte farklı teorik yaklaşımlar geliştirilmiştir. Küreselleşme dijital teknolojiler ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte düşünüldüğünde ekonomiden toplumsal yaşama kadar her alanda yeni bir dönemin başladığı, sınırları aşan dijital ağlar sayesinde Dünyanın birbiriyle bağlantılı hale geldiğini, bireylerin ve şirketlerin eskisine oranla hareketliliklerinin arttığı söylenmelidir. Bu bağlamda düşünüldüğünde önümüzdeki dönemlerde hem çevresel boyuttan kaynaklanan hem de teknolojinin sağladığı imkanlarından kaynaklanan göç hareketliliğinin artması ve göçün sosyal sonuçlarının olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Küreselleşme bağlamında oluşacak yeni göçleri anlamada geleneksel yolların yetersiz kalabileceği, “sürekli hareketliliğe dayalı göçler”in artacağı, ülkelerin göç politikalarını bu unsurlarla revize etmesi durumunda güvenlik tehditlerinin önüne geçebileceği söylenebilir. Bu çalışmada küreselleşmenin ekonomik ve sosyo-kültürel, politik ve çevre-iklim boyutları ile tartışılacak, küreselleşmeden kaynaklanan ve teknolojik gelişmelere dayalı göçler ele alınacaktır. Göçün sosyal sonuçlarından biri olarak güvenlik, Türkiye açısından irdelenecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUŞAK VE YOL PROJESİ’NİN TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82946</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82946</guid>
      <author>Gülpınar Akbulut Özpay </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada Kuşak ve Yol Projesi’nin Türkiye üzerine etkileri analiz edilmektedir. İlk kez 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan bu proje, Çin’in küresel ölçekte altyapı yatırımları aracılığıyla ekonomik kalkınmayı teşvik etmesi ve uluslararası bağlantılarını güçlendirmesini amaçlamıştır. Çin, başta enerji alt yapı yatırımları olmak üzere çeşitli limanlar ve çok modlu ulaşım hatlarının yapımına öncelik vermektedir. Ülkede birikmiş sermayeyi uluslararası düzeyde yatırıma dönüştürmeyi, ülkedeki üretim fazlalıklarını, iş birliği yapacağı ülkelerin alt yapısında kullanarak ticari bağlarını güçlendirmeyi hedeflemekte; Asya, Afrika ve Avrupa’ya kadar uzanan küresel bir gücün merkezi olmayı arzulamaktadır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Uluslararası boyutta ilgi gören bu proje kapsamı, içeriği ve hedefleri ile dünyanın küresel güçleri arasında karşıtlık, taraftarlık ve çekimserlik oluşturmuştur. Projenin Çin-Orta Asya-Batı Asya Koridorunda yer alan Türkiye projenin bir parçası olabilecek bazı alt yapı yatırımlarını gerçekleştirmektedir. Türkiye’nin Kuşak ve Yol Projesi’ndeki yeri küresel ve bölgesel etkiler çerçevesinde bu çalışmada değerlendirilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARADENİZ ve AKDENİZ HAVZALARI: TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR ve TEHDİTLER</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82408</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82408</guid>
      <author>Fahrettin Tepealtı  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Tarih boyunca devletler, denizler ve yakın çevresine sahip olabilmek için büyük bir mücadele içinde olmuştur. Ulaşım ve ticaret yollarını kontrol etmek amaçlı bu rekabetin yaşandığı sahalar arasında Anadolu’nun doğal ve tarihi hinterlandında yer alan Karadeniz ve Akdeniz havzaları başı çekmektedir. Söz konusu deniz havzalarındaki sert mücadele çok taraflı ve çok boyutlu biçimde günümüzde de devam etmektedir. Şüphesiz bu güç mücadelesindeki başlıca taraflardan biri de Türkiye’dir. Soğuk Savaş sonrası dönemde rekabet şiddetinin arttığı bu alanlar Türkiye açısından çeşitli fırsatlarla birlikte tehditleri de içinde barındırmaktadır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;III.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;&amp;nbsp;Dünya Savaşı ihtimalinin sıklıkla dillendirildiği bu günlerde mevcut ittifaklar sorgulanmakta ve potansiyel ittifaklar gündeme getirilmektedir. Eskiden çözümsüz olarak görülen bazı sorunlarda şaşırtıcı gelişmeler yaşanırken hegemon güçlerin yoğunlaştığı saha ve konular hızla değişmektedir. Zamanın ne getireceği bilinemez ama dünyanın yakın geleceğinin eskisi gibi olmayacağı muhakkaktır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’NİN ULUSAL VE ULUSLARARASI SU POLİTİKASI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82926</guid>
      <author>Osman Karakan  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada Türkiye’nin ulusal ve uluslararası su politikaları üzerine bir değerlendirme yapılacaktır. Dünya yüzeyinde kullanılabilir su kaynaklarının oranı %3’ten az ve dengeli bir dağılım içermemektedir. Artan dünya nüfusunun hayati öneme sahip bu kaynağa olan ihtiyacı ise her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle ülkeler ulusal ve uluslararası düzeyde su politikaları geliştirmekte, su kaynaklarını en verimli ve etkin şekilde değerlendirmek istemektedirler. Bu bağlamda ülkeler için su jeopolitiği ve stratejisi her geçen gün önemli bir hale gelmektedir. Türkiye suyun politik, ekonomik ve sosyolojik manada önemli olduğu bir coğrafyada konumlanmakta, su kaynaklarını ulusal çıkarları doğrultusunda belirlediği politik yaklaşımlarla değerlendirmektedir. Özellikle kaynağı Türkiye’de olan Meriç, Çoruh, Aras-Kura ve Fırat-Dicle nehirleri ile kaynağı ülke dışında bulunan Asi nehri gibi sınır aşan suların yönetilme sürecine ilişkin sınırdaş ülkelerle zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanmaktadır. Türkiye bu sınır aşan suların kullanımına yönelik makul, adil, sürdürülebilir bir anlayış benimsemektedir. Bu çalışmada Türkiye’nin mevcut su potansiyeli, ulusal ve uluslararası su politikası ve bu politikaların belirlenmesinde jeopolitik konumu üzerinde durulmuş ve derinlemesine bir değerlendirme yapılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESEL JEOPOLİTİK GERİLİMLER VE ENERJİ KORİDORLARININ EKOSİSTEM KRİZİNE ETKİSİ: COĞRAFİ BİLİŞİM SİSTEMLERİ İLE MEKANSAL BİR YAKLAŞIM</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81786</guid>
      <author>Fatih Sünbül  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, küresel jeopolitik gerilimlerin enerji hatları, su kaynakları ve ekosistemler üzerindeki çok katmanlı etkilerini Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli mekânsal analiz yöntemleriyle incelemektedir. Geleneksel Heartland ve Rimland jeopolitiği paradigmalarının ötesinde, günümüz çatışmalarının enerji güvenliği, çevresel kırılganlık ve dijital ağlar ekseninde yeniden biçimlendiği gösterilmiştir. Çalışmada, enerji hatları çevresinde gelişen rekabetlerin, denizel biyoçeşitlilik kaybı ve su-ekosistem dengelerinin bozulması gibi çevresel etkileri de içerdiği vurgulanmıştır. Rusya-Ukrayna savaşı ve Doğu Akdeniz enerji sondaj krizleri örnekleri üzerinden, mekânsal kırılganlıkların sistemik risklere nasıl evrildiği tartışılmıştır. CBS tabanlı analizlerin, jeopolitik risk öngörülerinde, kriz kümelenmesi haritalamalarında ve sürdürülebilir politika geliştirme süreçlerinde kritik bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASET, JEOPOLİTİK VE SPOR: RUSYA-UKRAYNA GERİLİMİNİN ULUSLARARASI SPORA YANSIMALARI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82370</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82370</guid>
      <author>Mert Kerem Zelyurt </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada jeopolitik ve siyasal gerilimlerin uluslararası sporla ilişkisi sorunsallaştırılmıştır. Güncel bir jeopolitik kriz olan Rusya-Ukrayna Savaşının Olimpiyatlar vs. küresel spor yarışmalarına yansımaları Putin rejiminde spor diplomasisi anlayışı ve uluslararası spor düzeninde Rusya’ya uygulanan yaptırımlar bağlamında incelenmiştir. Uluslararası spor olayları dünyadaki siyasal gelişmelere bağlı olarak şekillenmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Olimpiyatlar gibi mega spor etkinliklerini biçimlendiren dinamikler ancak siyasi tarihin doğru okunmasıyla anlaşılabilmektedir. Rusya-Ukrayna savaşının 2022 Şubat ayında başlaması sonrası Rusya’nın ve Belarus’un olimpiyatlar, dünya kupası vs. uluslararası spor organizasyonlarından dışlanması Uluslararası Olimpiyat Komitesi gibi spor kuruluşlarının benimsediği “siyasi tarafsızlık” ilkesini tartışmalı hale getirmiştir. Gazze’ye yönelik saldırılarıyla Olimpiyat Ateşkesi’ne uymadığı halde İsrail’e yaptırım uygulanmaması IOC gibi kuruluşlardaki “tarafsızlık” ilkesini çürüterek siyasi çifte standartlılık durumunu ortaya koymuştur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Uluslararası sporda Rusya’ya uygulanan bu ambargolar&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Olimpiyat” ideallerini de sorgulanır hale getirmiştir. Son tahlilde, küresel spor düzeni bağlamında, Rusya’nın karşısında bir “Batı Bloku” oluştuğunu söylemek mümkündür. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜMERLERDEN GÜNÜMÜZE STRATEJİ: KAVRAM, KURAM VE UYGULAMA / TARİH BOYUNCA STRATEJİK DÜŞÜNCE VE BÜYÜK STRATEJİNİN EVRİMİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82947</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82947</guid>
      <author>Osman Karadağ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu makale, strateji kavramını Sümerlerden günümüze kadar farklı uygarlıklar ve düşünürler bağlamında tarihsel bir bakış açısıyla incelemektedir. Stratejik düşüncenin temel unsurları, büyük strateji (&lt;em&gt;grand strategy&lt;/em&gt;) kavramı ve önemli kuramcılar ile uygulayıcı ustaların katkıları ele alınırken, farklı uygarlıkların savaş, diplomasi, ticaret ve yönetim alanlarındaki stratejik yaklaşımları örneklendirilmektedir. Makale, stratejinin evrensel bir insan etkinliği olduğunu ve uygarlıklar arası etkileşimle sürekli geliştiğini vurgularken, günümüz dünyasında stratejik düşüncenin önemine dikkat çekmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;" align="left"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ YAKINDOĞU’DA BİR DÜNYA SAVAŞI ÖRNEĞİ: KADEŞ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82712</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82712</guid>
      <author>Cemal Yılmaz </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Eski Yakındoğu’nun iki büyük devleti olan Hititler ve Mısırlılar, Geç Tunç Çağı sona ererken Doğu Akdeniz’de hâkimiyet mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadele literatürde Kadeş Savaşı olarak adlandırılmıştır. Bölgenin stratejik açıdan öneminin büyük olmasından dolayı her iki devlet kuruluşlarından itibaren burada etkili olmak istemiştir. III. Tutmosis zamanında Mısırlılar, I. Şuppiluliuma devrinde ise Hititler Doğu Akdeniz’in kontrolünü ele geçirmişlerdir. Zaman içerisinde hâkim güç değişmiş ve nihayetinde Hititler ve Mısırlılar müttefikler edinerek veya ordularına ücretli askerler alarak Kadeş’te son defa bir hâkimiyet mücadelesi vermişlerdir. Tunç Çağı’nın son büyük savaşı olan Kadeş bazı bilim insanları tarafından bir dünya savaşı olarak değerlendirmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FETİH ÖNCESİ İSTANBUL’UN ÖNEMİ VE  BİZANS İSTANBUL’UNDA LATİN CEMAATİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82896</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82896</guid>
      <author>Didem Erşan  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;İstanbul, Avrupa ve Asya'nın birbiriyle bütünleştiği Akdeniz havzasının merkezinde yer alması nedeniyle önemli bir şehirdir. Doğu ve Batı’nın kesişme noktası olan İstanbul’un Roma’dan sonra yeni bir imparatorluk merkezi olarak seçilmesi şüphesiz rastlantı değildir. Batı, Doğu ile olan bağlantısını, İstanbul aracılığıyla kurabilmiştir. İstanbul’a ilk gelen Avrupalılar İtalyanlardır. İtalyan denizci devletleri Bizans ile yaptıkları ticaret anlaşmaları sayesinde İstanbul’a akın ederek Doğu Akdeniz bölgesine yayılmışlardır. İstanbul önemli bir başkenttir, ancak şehirdeki Latin yerleşkelerinin de Bizans İstanbul’u içinde ayrı bir önemi bulunmaktadır. Bu çalışmada İstanbul Latin Cemaati’nin temellerini oluşturan Latin kolonileri ele alınacaktır. Bizans döneminde ticari nedenlerle kurulan Latin kolonilerin Konstantinopolis’teki varlığı, konumu ve rolüne dair tarihsel süreçlere yer verilecektir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-21</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


