






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Sosyologca, Yıl 2025 Sayı 30</title>
    <link>https://sosyologca.org/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3835</link>
    <description>Sosyologca</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    <generator>&lt;b&gt;Doğu Kitabevi&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Adres: &lt;/b&gt;İslambey Caddesi, 102-104B Eyüpsultan-İstanbul&lt;br&gt;&lt;b&gt;Telefon:&lt;/b&gt; 0 212 527 29 26 &lt;br&gt;&lt;b&gt;web:&lt;/b&gt; www.dogukitabevi.com&lt;br&gt;&lt;b&gt;e-posta:&lt;/b&gt; bilgi@dogukitabevi.com</generator>
    <item>
      <title>TEKİNSİZ YENİ DÜNYA VE MODİFİYE EDİLMİŞ HİBRİT YENİ İNSAN </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88993</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88993</guid>
      <author>Ertan EğribelGülistan Arslan </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu çalışma, günümüz sinemasında belirginleşen, modern sonrası "tekinsiz yeni dünya" ve "hibrit yeni insan" dönüşümünü sosyolojik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Batı dünya egemenliği ve üstünlüğü temelinde şekillenen modern Batı sosyoloji açıklamalarının sınırına ulaştığı günümüzde, toplumsal gerçeklik ve gelecek belirsizleşmiştir. Çalışmanın temel amacı, felsefi bir tartışma yapmak yerine, sosyolojinin yeni toplum modeli ve sorunlarını konu alma gerekliliğinden yola çıkarak mevcut durumu analiz etmektir. Postmodernizmin ve posthüman yeni dünyanın temel özelliği, ABD küreselleşmesiyle modern Batı düzeninin ilke ve değerlerinin geçersiz hale gelmesi sonucu insanı çepeçevre kuşatan tekinsiz bir dünyanın varlığıdır. Bu yeni/geçiş dönemi, mevcut dünya egemenliğinin aşılamamasının çelişkilerini yaşatmakta ve insanlık için bir aşama değil, kendi varlığına karşıt bir müdahale olarak görülmektedir. Makale, tekinsiz hibridleşmenin, Batı modernizmine yönelik eleştirileri, bir sonraki aşamaya sıçrama yapmayarak mutlak egemenliği kabullenme eğilimine dönüştürdüğünü vurgulamaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKİNSİZ DÜNYA VE EMRAH SERBES ROMANLARI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88994</guid>
      <author>Ezgi Dalkopan   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu çalışma, Emrah Serbes’in romanlarını "tekinsizlik" kavramı ve yeraltı edebiyatı bağlamında sosyolojik bir perspektifle incelemektedir. Metin, tekinsizlik kavramının sanayi devrimi sonrası modern dünyada belirsizlik, korku ve yabancılaşma ile nasıl belirginleştiğini ele almaktadır. Günümüz post-modern toplumunda bireylerin yalnızlaştığı, değerlerin aşındığı ve kurumların işlevini yitirdiği savunulmaktadır. Emrah Serbes’in Her Temas İz Bırakır, Son Hafriyat ve Müptezeller gibi eserleri; bu toplumsal dönüşümün yarattığı dışlanmış, melankolik ve isyankar "ideal olmayan" karakterleri görünür kılmaktadır. Yazar, Ankara gibi mekanları estetize etmeden, tüm çıplaklığı ve kasvetiyle yansıtarak toplumsal bir anatomi sunmaktadır. Sonuç olarak Serbes'in eserleri, kurulu düzene karşı bir başkaldırı niteliği taşıyan yeraltı edebiyatının güçlü bir temsilcisi olarak değerlendirilmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE KAMUSAL ALENİYETİN TEKİNSİZLİĞİ  VE SOSYAL AĞLAR</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88481</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88481</guid>
      <author>Yılmaz Yıldırım </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-ansi-language: #001F;"&gt;Öz: &lt;/span&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-ansi-language: #001F;"&gt;Bu çalışmada Türkiye'deki kamusal alanın kültürel ve tarihsel temelleri, günümüzün tekno-kapitalist çağına özgü kriz durumuyla birlikte ortaya çıkan yeni zorluklarla ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Çalışma, Türkiye'de kamusal alanın riskli ve tekinsiz bir saha haline gelmesini, yalnızca merkeziyetçilik, otoriterlik ya da gözetim teknolojileri gibi önemli ve güncel etkenlerle değil; etik yaşamın önemli bir yönünü oluşturan kültürel ve iletişimsel bir arka plana bağlı şekilde açıklamaya çalışmaktadır. Türkiye’nin kamusal yaşamındaki etkileşim tarzında &lt;em&gt;değer &lt;/em&gt;yerine &lt;em&gt;normun &lt;/em&gt;baskın ve belirleyici oluşu, kamusal alanın ahlaki değerlerin üretildiği bir ortak yaşam sahası olma vasfını zedelemektedir. Böylelikle güvenin yerini kural ve resmiyet, kamusal aleniyetin yerini kapalı ve içe dönük toplumsallıkların iletişim tarzı almaktadır. Bu tür toplumsal biçimlerden biri olan sosyal ağlar, umuma açık ve üretken bir paylaşımın gelişemediği yerde bir tür &lt;em&gt;kamusuz alan&lt;/em&gt; şeklinde belirmektedir. Kapalı ve dışlayıcı bir mekanizmaya sahip bu mikro topluluklar toplumsal parçalanmayı derinleştirmektedir. Diğer yandan küresel bir sorunsal haline gelen &lt;em&gt;dijital otoriterlik&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;tekno-faşizm&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;gözetim kapitalizmi&lt;/em&gt; gibi olgular, mezkûr sosyal ağların süreklilik arz eden dışlayıcı karakteriyle birleştiğinde kamusal alan daha da tekinsiz bir bölge haline gelebilmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 28.3pt .0001pt 1.0cm;"&gt;&amp;nbsp;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;" align="left"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTALLEŞEN DÜNYADA YENİ AİLE YAŞAMI  VE KÜLTÜRÜN AYAKTA KALIŞI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76086</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76086</guid>
      <author>Arif Akbaş</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu çalışma, dijitalleşmenin ve siberleşmenin hızla arttığı günümüz dünyasında aile içi iletişimin ve geleneksel aile kültürünün çözülmesini sosyolojik bir perspektifle incelemektedir. Teknolojik aygıtların yaygınlaşmasıyla birlikte, hane halkı içinde yüz yüze iletişim ve tensel temas olanakları azalmış; ebeveynler ve çocuklar aynı evde yaşarken dahi yalnızlaşmış ve birbirlerine hasret kalmışlardır. Aile üyeleri, mahremiyetlerini ve sorunlarını yakın fertler yerine dijital platformlar üzerinden dış dünyaya açmakta , bu durum geleneksel aile değerlerinin yozlaşmasına işaret etmektedir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Makale, bu durumu "aile içinde teknolojik kıyamet yaşantısı" metaforuyla tanımlayarak , devletin (Bourdieu) ve teknoloji şirketlerinin (Dijital Kapitalizm) artan gözetiminin (Orwell) ve mahremiyet ihlallerinin aile bağlarını nasıl tehdit ettiğini tartışmaktadır. Çözüm önerisi olarak, aile bağlarının yeniden güçlendirilmesi, bireyselliği aşan geleneksel kültürel dinamiklerin ve basit/sade yaşam tarzının yeniden benimsenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, hem teknoloji bağımlılığı riskini azaltacak hem de kültürel sürekliliği sağlayacaktır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖÇEBE GÜNLÜKLERİ:  DİJİTAL GEZGİNLERİN DENEYİMLERİNİN DOKUSU</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87274</guid>
      <author>Okan TürkanHüseyin Mert Arslan </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu araştırma, Akdeniz bölgesindeki en çok ziyaret edilen kentlerde dijital göçebelerin yaşam tarzlarını ve motivasyonlarını incelemektedir. NomadList yorumları üzerinden yapılan kapsamlı analiz, doğal dil işleme yöntemleriyle kelime sıklıklarını çözümleyerek kullanıcıların duygu ve algılarını ortaya koymaktadır. Çalışmada Python, Jupyter Notebook, NLTK ve Pandas gibi araçlar kullanılmıştır. SWOT analizi aracılığıyla Paris, Barselona, Roma, Atina ve İstanbul’un güçlü ve zayıf yönleri, fırsatları ve tehditleri belirlenmiştir. Bulgulara göre dijital göçebeler bu kentleri kültürel zenginlikleri ve tarihsel değerleri nedeniyle tercih etmekte; ancak güvenlik sorunları ve yüksek yaşam maliyetleri öne çıkan zorluklar arasında yer almaktadır. Araştırma, bu olumsuzlukların azaltılması ve hem yerel halk hem de ziyaretçiler için yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik stratejiler geliştirilmesini önermektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1988 YILI ÖNCESİNDE ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ’NDE ÇALIŞAN SOSYOLOGLARIN ERZURUM İLİ İÇERİKLİ SOSYOLOJİ ARAŞTIRMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88995</guid>
      <author>Hacı Bayram Kaçmazoğlu  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Bu makale, Atatürk Üniversitesi’nin kuruluşundan 1988 yılına kadar Erzurum ili ve çevresinde yapılan sosyoloji araştırmalarını incelemektedir. 1988 öncesinde üniversitede görev yapan sosyologlar arasında Orhan Türkdoğan, Altan Eserpek, Eyüp Kemerlioğlu ve Beşir Atalay bulunmaktadır. Türkdoğan, dört araştırmasında doğum kontrolüne yönelik tutumları, geleneksel ve modern tıp karşısındaki yaklaşımları, gecekondulaşma nedenlerini ve alt kültür özelliklerini, ayrıca sosyal tabakalar ile siyasal bilinçlenme ilişkisini ele almıştır. Eserpek, iki çalışmasında dağ ve ova köylerinde sosyal değişmenin boyutlarını ve çok eşlilik olgusunu incelemiştir. Kemerlioğlu, Erzurum’un sosyal tabakalaşma yapısını ve mesleğin bu yapıdaki rolünü araştırmıştır. Atalay ise kırsal kesimde sosyal değişmenin gençlik üzerindeki etkilerini ve kuşaklar arası kültürel çatışmayı ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, Erzurum’un sosyolojik yapısına dair önemli veriler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VERİ, ENERJİ VE MEKÂN – TEKİNSİZ YENİ DÜNYANIN JEOPOLİTİK KODLARI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88547</guid>
      <author>Fatih Sünbül  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, dijitalleşme ve enerji altyapılarının yeniden ölçeklendiği çağdaş jeopolitik bağlamda veri&amp;ndash;enerji&amp;ndash;mekân ilişkilerinin ürettiği “tekinsiz yeni dünya”yı analiz etmektedir. Uydu görüntüleri, yapay zekâ destekli mekânsal modeller ve veri akışları, coğrafyayı giderek daha fazla temsil odaklı ve kırılgan bir alana dönüştürmekte; güvenlik ile belirsizlik arasındaki sınırlar bulanıklaşmaktadır. Çalışmada eleştirel jeopolitik, mekânın üretimi ve tekinsizlik kuramları birleştirilerek fiziksel, bilişsel ve toplumsal mekân katmanlarını içeren çok katmanlı bir analiz yapılmıştır. Doğu Akdeniz, Arktik Bölgesi ve Fırat&amp;ndash;Dicle su sistemi örnekleri, verinin jeopolitik güç ilişkilerini nasıl yeniden kurguladığını göstermektedir. Bulgular, fiziksel, verisel ve temsili olmak üzere üç düzeyde tekinsizliğin günümüz coğrafyasını belirlediğini ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAKIN DENİZ HAVZALARINDAKİ JEOPOLİTİK GELİŞMELER VE TÜRKİYE</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87949</guid>
      <author>Fahrettin Tepealtı </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Tarihsel süreçte devletler arası güç mücadelesi her alanda olduğu gibi denizel alanlarda da yaşanmış; bölgesel veya küresel iktidar iddiasındaki güçler bu alanlarda hakimiyet kurmaya çalışmıştır. Özellikle kıyısı bulunan denizlerde egemenlik arayışında olan devletler, zamanla hakimiyet alanlarını genişletmek için kıyısı bulunmayan denizleri de bu arayışlarına eklemiştir. Bu çerçevede Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı bulunan Türkiye de kıyısı bulunmayan yakın deniz havzalarındaki jeopolitik rekabeti yakından izlemekte ve menfaatlerini korumak gayesiyle gelişmelere müdahil olmaktadır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Coğrafi konumları dikkate alındığında Hazar Denizi, Basra Körfezi ve Kızıldeniz havzaları, Türkiye’nin doğal ve tarihi hinterlandında yer alan yakın deniz havzaları olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmada söz konusu sahalarda özellikle son dönemde hız kazanan jeopolitik gelişmeler, Türkiye eksenli olarak ele alınmış ve Türkiye açısından bir fırsat-tehdit değerlendirilmesine tabi tutulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE'DE SURİYELİ SIĞINMACILAR VE KAMUSAL ALANDAKİ VARLIĞI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88251</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88251</guid>
      <author>Hatice Kübra CanpolatYücel Karadaş </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Türkiye’de Suriyeli sığınmacılar ile yerel nüfus arasındaki sosyal mesafenin ve etkileşim biçimlerinin gözlemlenebileceği en belirgin göstergelerden biri kamusal alanın kullanım tarzlarıdır. Kamuoyunun şekillendiği bu mekanlar şehir meydanları ve parkların yanı sıra kafeler, kahvehaneler, sivil toplum kuruluşları, belediye meclisleri, kent konseyleri, dijital medya platformları ve belli bir topluluğun sürekliliğine sahip cami cemaatleri gibi alanları da kapsamaktadır. Dolayısıyla Suriyelilerin yerel toplum tarafından kabul edilme veya dışlanma biçimleri ile bu dışlanmaya karşı geliştirdikleri alternatif kamusal alan stratejileri, iki toplum arasındaki bir aradalık ve ayrışma dinamiklerine dair önemli göstergeler sunmaktadır. Bu çalışma, Suriyelilerin kamusal alandaki görünürlük, etkileşim ve temsil pratiklerini analiz ederek sosyal kabul ve dışlanma süreçlerinin mekânsal düzlemde nasıl tezahür ettiğini incelemektedir. Bununla birlikte söz konusu varlığın yalnızca fiziksel bir mekân paylaşımını değil sosyal mesafe, güç ilişkileri, kültürel müzakere ve yeni kentsel yaşam biçimlerinin oluşumuna uzanan çok katmanlı bir süreci ifade ettiği vurgulanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAMİR AMİN’NİN “MERKEZ-ÇEVRE” KAVRAMSALLAŞTIRMASI BAĞLAMINDA BRICS ÖRGÜTÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87538</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87538</guid>
      <author>Emine Yıldırım </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bağımlılık teorisyenleri, az gelişmiş ülkelerin geri kalmışlıklarının altında, kapitalist üretim modelinin dünya ekonomik etkinliklerinde egemen olmaya başlamasıyla, merkez ve çevre arasında meydana gelen güç eşitsizliklerinin bulunduğu görüşünü paylaşmışlardır. Bağımlılık Ekol’ünün önde gelen temsilcilerinden olan Samir Amin, Bağımlılık Ekolünün eleştirilerini benimsemekle birlikte aynı zamanda çevre bölgelerinin, kapitalist üretim biçiminin yol açtığı emperyalist sömürüden kurtulmalarının çözüm önerilerini ortaya koymuştur. Bu çalışmada, eserlerinde üçüncü dünya halklarının sömürgeleştirilmelerini tarihsel perspektifle inceleyen Samir Amin’in, merkez ve çevre olarak kutuplaştırılmış bölgeler hakkındaki fikirlerine odaklanılmıştır. BRICS’in kuruluş amaçları ve uluslararası küresel iktisadi sisteme etkileri çerçevesinde Amin’in çözüm önerileriyle, BRICS ülkelerinin amaçlarının örtüşüp örtüşmediği, Amin’in perspektifinde tam bağımsızlık için BRICS ülkelerinin hangi koşulları sağlamaları gerektiği soruları ele alınmıştır. Böylece bu çalışmayla, Amin’in düşünceleri çerçevesinde merkez ve periferi bölgelerinin aralarındaki güç eşitsizliklerinin nedenleri ve çevrenin bu durumu hangi şartlar altında lehine değiştirebilecekleri, BRICS örneği üzerinden anlamak amaçlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖZETLENEN TOPLUM: SİBER GÜVENLİK SÖYLEMLERİNDE GÜVEN, KORKU VE TEKİNSİZLİK</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88240</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88240</guid>
      <author>Aynur Tekke  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Dijitalleşmenin hızla ilerlemesiyle güven, teknik bir olgu olmaktan çıkarak toplumsal ve duygusal bir deneyime dönüşmüştür. Bireyler dijital platformlarda güvenliklerini sağlamak için çeşitli önlemler alırken aynı zamanda gözetim, veri denetimi ve dijital tehditler aracılığıyla korku ve tekinsizlik duygularını da deneyimlemektedir. Bu çalışma, dijital güvenlik söylemlerinin bireylerde güven, korku ve tekinsizlik duygularını nasıl şekillendirdiğini sosyolojik bir perspektiften incelemektedir. 2015-2025 yılları arasında yayımlanmış akademik çalışmalar temel alınarak yapılan derlemede Giddens, Bauman, Lyon ve Zuboff’un yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Bulgular, dijital güvenlik söylemlerinin yalnızca güven duygusunu artırmakla kalmayıp bireylerde kolektif korku, tekinsizlik ve paranoyak davranışları da güçlendirdiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, siber güvenliğin teknik bir alanın ötesine geçerek dijital çağın duygusal ve kültürel bir meselesine dönüştüğü vurgulanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOSTOYEVSKİ’NİN KALEMİNDEN ZEKİ DEMİRKUBUZ’UN PERDESİNE YANSIYAN MİRAS: YERALTI</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86770</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86770</guid>
      <author>Hasan GökBarış Çokaz ,  ,  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Sinema, içerisinde daima farklı disiplinlerden ögeler barından bir sanat dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu disiplinlerin arasında edebiyat, barındırmış olduğu hikâyelerle sinemaya oldukça fazla materyal sunan bir alan olarak baş göstermektedir. Günümüzde sinema ve edebiyat iç içe geçmiş iki alan olarak boy gösterirken, edebiyattan sinemaya uyarlanmış film sayısı da oldukça fazladır. Rus Edebiyatı, ortaya koymuş olduğu psikolojik yönü ağır basan eserlerle dünya edebiyatında daima adından söz ettirmiştir. Bu edebiyatın en önemli yazarlarından olan Dostoyevski; psikolojik, sosyolojik ve döneminin sosyo-politik yapısını yansıtan eserleriyle ön plana çıkmıştır. &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yeraltından Notlar&lt;/em&gt; çalışması kendi iç dünyasına ışık tuttuğu kadar günümüz modern insanın da eseri okuduğunda kendinden bir şeyler bulabildiği nadir eserlerden birisidir. Bu çalışmada; Dostoyevski’nin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yeraltından Notlar&lt;/em&gt; eseri ile beyazperdeye serbest uyarlaması olarak yansıyan Zeki Demirkubuz’un &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yeraltı&lt;/em&gt; filmi birlikte analiz edilerek; eserlerin felsefi, psikolojik, sosyolojik ve sosyo-politik yönlerine değinilecektir. Tüm bu açıklamalar bağlamında sinema ve edebiyatın ne denli iç içe olduğu gösterilmeye çalışılarak, yeraltı insanının dünyasına ışık tutulmaya çalışılacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞİŞEN SOSYO-EKONOMİK PARADİGMALAR KARŞISINDA AİLENİN YENİDEN İNŞASI: ELEŞTİREL BİR SOSYOLOJİK İNCELEME</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87427</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87427</guid>
      <author>Ayhan Vergili </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada insanın doğasıyla aile kurumu arasındaki antropolojik, sosyolojik ve biyo-psikolojik bağ dikkate alınarak onun sosyal bir varlık olarak organizasyon inşa etme süreci, aile kurumu üzerinden değerlendirilmektedir. İnsan doğada var olduğu andan itibaren olumlu ve olumsuz yönleriyle aile her coğrafyada, her toplumda kendine özgü bir form olarak var olmuştur. Ailenin 21. yüzyılda yeniden inşası hem yapısal hem de işlevsel olarak ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Değişen üretim ilişkilerine dayalı olarak ailenin işlevi ve örgütsel yapısındaki değişme kaçınılmaz olarak yeni bir anlam kazanmaktadır. Son iki yüzyılda bilim ve teknolojik gelişme, yapay zekâ, dijital devrim, hızla değişen ekonomik model, aşırı bireyselleşmiş yaşam tarzı aile kurumuna duyulan ihtiyacı tartışmaya açmaktadır. Ailenin pek çok işlevinin karşılandığı, türün yeniden üretiminde teknoloji yoluyla kadın ve erkeğe ihtiyaç duyulmayacağı yönündeki öngörüler, aile kurumunun hem yapısal hem de işlevsel olarak varlığını tehdit etmektedir. Bu yazıda, yakın gelecekte aile kurumuna ihtiyaç olup/olmayacağı tartışmalarına yapısalcı ve işlevselci bakış açısıyla odaklanılmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR DİPLOMASİSİ VE KÜRESEL DÜNYA DÜZENİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88823</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88823</guid>
      <author>Mert Kerem Zelyurt</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 6.0pt 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışmada da modern olimpiyatlar gibi mega spor organizasyonları vasıtasıyla devletler tarafından uygulanan “spor diplomasisi” stratejilerinin çeşitli görünümleri incelendi. Bir ulusun küresel spor etkinliklerine ev sahipliği yapması, bu tip yarışmalara katılarak sporcularıyla yüksek sportif performans sergilemesi, bayrakları ve ulusal simgeleriyle bu yarışmalarda temsil imkânı bulması ve bu etkinlikler vasıtasıyla dünya toplumları üzerinde olumlu imaj oluşturma çabaları bu organizasyonları dış politika vasıtası haline getirmiştir. Diğer ifadeyle küresel spor olayları etkili bir diplomasi aracıdır. Başta soğuk savaşta rakip ideolojik kampların dünyaya nizam verme çabalarında görüldüğü gibi yakın geçmişte ve günümüzde de spor etkinlikleri bir diplomatik saha olarak öne çıkmıştır. Rusya’nın olimpik oyunlardan ve küresel spor organizasyonlarından dışlanma örneğindeyse bu spor etkinlikleri Rusya’ya karşı bloklaşan ülkelerin “sert güç” diplomasisine sahne oldu. Yarışmalardan izole edilmesiyle Rusya’nın küresel güç imajı zedelenmiş ve spor diplomasisi olanakları elinden alınmıştır. Doping kullanımı da soğuk savaştan bugüne kimi ülkelerin devlet destekli uyguladığı sistemli bir biyopolitika ve bunun da ötesinde spor yoluyla kazanılacak uluslararası başarıya dayanak bir dış politika vasıtası olmuştur. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDINBURGH UNIVERSITY LIBRARY’DE BULUNAN CÂMİU’T-TEVÂRÎH NÜSHASINDA HZ. MUSA KONULU MİNYATÜRLER</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88215</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88215</guid>
      <author>Zeynep Tuana ÇirtmaMert Ağaoğlu  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;İlhanlı hükümdarı Gazan Han’ın isteği üzerine hazırlanmaya başlayan ve onun halefi Olcaytu devrinde tamamlanan Câmiu’t-Tevârîh bilinen en eski, kapsamlı ve tarafsız dünya tarihidir. Dönemin kültür ve araştırma merkezi olarak tasarlanan Rab’-ı Reşîdî’de Yahudi kökenli İlhanlı veziri Reşidüddin Fazlullah-ı Hemedanî’nin de içinde bulunduğu bir heyet tarafından 14. yüzyılın başlarında hazırlanmıştır. Moğolca yazılan eser, Arapça ve Farsça’ya çevrilmiş ve pek çok nüshası üretilmiştir. Günümüze ise müellifi ile çağdaş dönemde kaleme alınmış dört minyatürlü nüshası ulaşmıştır. Çalışma kapsamında İskoçya’daki Edinburgh University Library’de bulunan nüsha içerisindeki Hz. Musa’yı konu alan minyatürler, nitel araştırma yöntemleriyle incelenmiş ayrıca tasvirler metin-resim ilişkisi ve ikonografik yönüyle ele alınmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK DÜNYASI’NIN ORTAK DEĞERİ: CENGİZ AYTMATOV’UN SİYASAL VE TOPLUMSAL TEMSİL ROLÜ </title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87914</guid>
      <author>Aybüke Güzay </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif;"&gt;Cengiz Aytmatov, Kırgızistan’ın yetiştirdiği önemli isimlerden biridir ve Joseph Stalin döneminin atmosferinde büyümüştür. Kendisi, Sovyetler Birliği’ndeki sistemin zorluklarını ve Kırgız halkının kültürünü eserlerine yansıtarak hem memleketine hizmet etmiş hem de Türk Dünyasının ortak sorunlarını dile getirmiştir. Ayrıca ilgili atmosferin zorluklarını kaleme alarak dünya çapında ünlenmiştir. Zira Sovyetler Birliği tarafından babası Törekul Aytmatov kurşuna dizilen entelektüellerden biri olmuş ve Aytmatov, Sovyetler Birliği’ndeki olumsuzlukları yaşayarak büyümüştür. Bu husus kendisinin sadece kalemini kuvvetlendirmekle kalmamış, ilerleyen zamanda politikaya atılmasına ve milletine hizmet etmesine de vesile olmuştur. Kırgız halkının ve Türk dünyasının sorunlarına kayıtsız kalamayan Aytmatov, ömrü boyunca milletine pek çok alanda hizmet etmeye çalışmıştır. Kısa sürede hem Türk dünyasında hem de dünya çapında tanınan Aytmatov, aynı zamanda Türk Dünyasının ortak bir değeri haline gelmiştir. Bu husus Aytmatov’un birleştirici ve barışçıl özelliklerini de ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada Cengiz Aytmatov’un hayatı ve eserleri, Türk Dünyası ortak tarihi ve kültürüne olan katkı bağlamında incelenecektir. Aynı zamanda Aytmatov’un Türk Dünyası’ndaki siyasal ve toplumsal rolü değerlendirilecektir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOKSESLİ MÜZİK TARİHİNDE ÖNCÜ KADINLAR  VE TOPLUMSAL TEMSİL SORUNU</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88691</guid>
      <author>Esra Karaol </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 1cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-bidi-font-family: Arial;"&gt;Toplumsal gelişmelere paralel olarak, insanlık tarihinin kopmaz bir parçası olan müzik tarihi de profesyonel ve bütüncül müzik eğitimi veren konservatuvarların da kökeninde olan, yüzyıllar süren geleneği koruyan (&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;conservative&lt;/em&gt;) yapıyla şekillenerek, aslında açık fakat bir o kadar gizil bir partriarkal anlayışla kadınlardan yeterince bahsedilmemesi meselesini henüz çözememektedir. Elbette bu meseleyi pek çok alanda daha önceden de araştıran başkaları da (görece kadınlar) olmakla birlikte, çoksesli müzik alanına yön veren kimi problematik kaynaklarda kadınlarla ilgili sınırlı kayıtlı veriye ulaşmak, nedenleri de pek sorgulama gereği duyulmadan kanıksanarak olağan karşılanmaktadır. Bunun majör sebebi, müzikle ilgili tarihte de sadece erkeklerden oluşan referansların yarattığı illüzyondur. Dünya, en kalabalık azınlık oksimoronuyla kadınlar için eşitlik fikrinin gerçekleşmesine henüz yaklaşamadığından, başka bir müzik tarihi mümkün mü sorusuyla meseleye odaklanılıp, sadece öncü kadınlardan oluşan bir yazımla kadınların temsil sorunu üzerinden müzikolojik bağlamda toplumsal cinsiyet eşitliğine vurgu yapmak bu çalışmanın temel amacıdır. &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: AppleSystemUIFont; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Çalışmanın metodolojisi, müzikoloji ve sosyolojinin disiplinlerarası kesişimiyle feminist teoriye dayanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİH DERS KİTAPLARININ DEĞİŞİMİ BAĞLAMINDA TEK PARTİ YILLARINDA ESKİ TÜRK TARİHİNİN ÖĞRETİMİ</title>
      <link>https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sosyologca.org/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87495</guid>
      <author>Can Tankut Esmen </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Book Antiqua',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada cumhuriyet dönemi Türk tarihinin kendi içinde ilk büyük evresi olan tek parti döneminde, lise tarih ders kitaplarının eski Türk tarihini nasıl ele aldıkları sorun haline getirilmiştir. Türk tarihinin erken dönemlerinin, nasıl ve hangi bağlamlarda incelendiği çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte tek parti yıllarının iki kurucu isimle özdeşleşen alt dönemlerinde nerede benzeşip nerede ayrıldığı da incelenmektedir. Söz konusu çözümleme gerçekleştirilirken, betimleyici bir yöntem benimseniştir. Ders kitaplarında öğrencilere sunulan anlatı ve ifadelerin tespit edilerek çözümlenmesi yoluyla ortaya konmuştur. Çalışmada tek parti döneminin tarih ders kitapları çağının hâkim anlayışının bir ürünü olarak kabul edilerek ele alınmıştır. Kitaplar, geçmişin bilgisinin yeni nesillere, kurgulanmış bir imajlar bütünü halinde sunan söylemin temsilcisidir. Onlar, iktidarların siyasal normlarını gençlerin zihnine kazıyan araçlardır. Son olarak, bu çalışma ile ulaşılan sonuçların, Türk tarih tezi sonrası 40’lı yıllarda yaşanan hümanist dönemin eski Türk tarihi bağlamında aldığı eleştirilerin haklı yahut haksız oluşu bağlamında yorum yapabilme imkânını okurlara sunması hedeflenmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-12-31</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


